Sevgi Zekası: Öz sevgi

İnsan çevresindeki karanlıklara değil, hayallerindeki aydınlıklara gidiyor. İçinizdeki şükür ve kanaat, yüzünüzde nura ve süknete dönüşür.

Dr. Muhammed Bozdağ

Rumuz:
Şifre:
Site İçi Arama:
Flash Player yüklemek için tıklayın

Yazarlar

Yetenek.com köşe yazarlarımızın katkılarıyla zenginleşiyor. Yazarlarımıza değerli katkıları için teşekür ediyoruz.

Furkan...

7-Ekim-2010
Furkan, genç ruhun şimdi biliyorum ki huzur içinde, ardından konuşulanları tebessüm içinde dinliyor bir yerlerde…

Seni yazmak için bir kaç kez teşebbüse geçmiş ama kendimi layık görmeyip her seferinde vazgeçmiştim... Düşüme girmesen yazar mıydım, hayır.


Çok zamandır düşünüyorum da, bazı hayatlar kısa da sürse, güzel şeyler bırakıyor ardında… Kısacık dünya yaşamlarına nice güzel işler sığdırabiliyorlar...

İşte kısacık sürmüş bir hayat Furkan’ın hayatı. Beni çok sarstı ilk duyduğum andan itibaren. Çok defalar ismini andım, kendi kendime... Çok defalar ağladım seni anıp...

Furkan…

Yüce kitabımızın adını vermiş sana ailen, ‘Furkan olsun ismi’ demiş, ‘Yüce Furkan’ı kendine rehber edinsin’ demiş… Ve sen Furkan olmuşsun…

İnsan isteyince kalpten, Mabud veriyormuş meğer onu. Sen de o gemi yolculuğundayken, ‘döner miyim acaba’ diye not almışsın defterine… ‘Annem mi, şehadet mi?’ demişsin… Bunu nasıl bir kalple yazmışsın, istemişsin ki; dualaşmış ve Yüce Rabbe gidip onaylanmış, kabul görmüş…

Furkan, genç ruhun şimdi biliyorum ki huzur içinde, ardından konuşulanları tebessüm içinde dinliyor bir yerlerde… Boşver, sen aldırma, senin ve arkadaşlarının ardından kötü söz söyleyenlere… Hatta onların affı için de sen en yakın olduğun Yaratıcı’dan af dile… Zira bilmiyorlar.

Furkan, o kör kurşunlar seni rabbine kavuşturmaktan öte gitmez. Vakit dolunca, zaman da durur. Saatlerin yelkovanı kırılır, akrebi yerinde sayar…  Senin gidişinle vicdansızların da saatleri durdu, atmıyor artık kör nabızları…

İnsan bir ideal için yaşamalı değil mi Furkan? Bu dünyadan ayrılınca ardında güzel bir sâda bırakmalı değil mi? Senin idealin neydi bilemiyorum ama ardın da güzel bir sâda bıraktın bunu fısıldayayım sana…

---

Bir gemi, Nuh’un gemisi gibi… Dili, dini, ırkı farklı seçilmiş binler insan içinde…

Ve gemide yiğitler…

Barış için, ağlayan çocukların, kadınların gözyaşlarının dinmesi için, koşarak gittiniz.

Gemiye güle oynaya binmiştiniz nasılda… Çoğunuz dönerken, dönmeyenleriniz de oldu. Biz, Hamza’nın başında ağlayan peygamber gibi, ağladık dönmeyenlerinize… Bugün de peygamber olsaydı, ‘onları cennette gezinirlerken gördüm’ derdi herhalde… Kendimizi bu hayalle, bu gerçeklikle, bu inanışla teselli ettik…

O gemiye binip de inemeyenler, biz biliyorduk ki rabbe yükselmişlerdi. O karanlık gecede merdivenlerini denize dayayıp, elleriyle bulutlara tutunup göğe yükselmişler, rablerine kavuşmuşlardı.

---

Sonra bir gün o gemi ülkesine geri döndü. Batkımda ne kadar mahzundu, ne kadar üzgün. ‘Götürdüklerimin tamamını geri getiremedim’ der gibiydi… Teselli ettim onu, kaderin önüne hiç bir şeyin geçemeyeceğini anımsattım... Ve o mahzun gemiye ‘inanıyorsanız üstünsünüz’ gerçeğini de öğrettim.

Ve bir de ‘biz inanıyoruz, biz kaybetmedik, biz kaybetmeyiz’ dedim…

Sonra düşündüm de, al bayraklara sarılıp getirilmeliydi aslında o gemi. Zira o gemiye al çok yakışırdı. Furkan ve dostlarının kanıyla al’a boyanmıştı bir kere.

Allah Furkan’a ve dostlarına rahmet eyleye, bizi de güzel yaşatıp, sonumuzu güzel eyleye…

Furkan gibi…

yakup.tutum@gelisiyorum.com

Yetenek.com

Köşe Yazarları